Belki bu haber gözünüzden kaçmıştır…


12 Ekim tarihli Hürriyet gazetesi haberi. Yani Zaytung’dan alıntı filan değil.Ben özellikle final kısmında koptum. Keyifli okumalar….

Haberin tamamı için buraya tık.

——————————————————————————————————————–

Erzincan’ın Üzümlü ilçesinde yaşayan ve henüz konuşamayan 2 yaşındaki Osman Kağan Yeniçeri’ye, mahkemeden, keşif yapılacak alanda mahalli bilirkişi olarak hazır bulunması gerektiği yönünde çağrı kâğıdı geldi.

Çağrı kâğıdında, “Dava konusu (…) 202 ada 2 parsel numaralı taşınmazda 13.01.2014 günü saat 09.30’da belirtilen gün ve saatte keşif mahalinde hazır bulunmanız hususu ihtar ve tebliğ olunur” yazdığını gören Zafer-Raziye çifti şaşkına döndü. Yeniçeri ailesi, konuşma dahi bilmeyen çocuklarının bilirkişi tayin edilmesinin şokunu yaşarken, Osman Kağan, hiçbir şeyden habersiz ablasıyla oynayıp vakit geçiriyor.

 

Oğlum her şeye ‘Yok’ der

BABA Zafer Yeniçeri, eve geldiğinde Osman Kağan’ın kâğıdı kendisine getirdiğini belirterek, şunları anlattı: “Kâğıda baktım, güldüm ‘Şaka mı’ diye. Eğer Osman Kağan’a bir şey sorarlarsa her şeye ‘Yok’ diyor. Bilirkişiliğinin geçerli olacağını tahmin etmiyoruz.”

Reklamlar

Organize İşler – 3


Organize İşler 1 ve Organize İşler 2 için üzerlerine birer tık.

Bir telefon aldık. İstanbul Emniyet Müdürlüğünden Başkomser Yusuf’dan. Allahım ne tatlı dilli adam. Baloları varmış. Bizi de çağırdı. O sırada google’a sorduk. Anaaaam, geçen nisanda olmuş bir polis balosu mesela. Petek Dinçöz çıkmış sahneye. Çırağan’da olmuş. Bilet bedeli 250 liracık. Yusuf Başkomser’im iyi niyetli adam. Dedi ki: “Bütçenizi zorlamayalım. Bir bilet yollayalım size. Sizi kapıdan çevirecek değiliz ya, iki kişi girebilirsiniz.”

Daha konuşma devam ediyor, ben google’a “balo elbiseleri” yazdım. Model bakıyorum. Şöyle dekoltesi fazla olmayan (Hüseyin Bey hoşlaşmıyor dekolteden), ama şaşalı bir model. Malum Çırağan’a gideceğiz, Vali Mutlu filan kesin ordadır. Allahım sonunda onu dünya gözüyle yakından görebileceğim. Bu sefer sanatçı kim acaba? Ayy çok heyecanlı.

Başkomserim devam etti: “Ama bilet alıp gelmemezlik etmeyin baloya ha. Bazı hayırseverler öyle yapıyor. Siz mutlaka gelin. Vatandaş-polis kaynaşması çok önemli. Gelirken poster, broşür filan da getirin okulunuza ait.”

“Hihiii” (kikirdeşmeler)

“Ben bayanlara ayrıcalıklı davranıyorum, kimse kusura bakmasın. Size bir de Kasım ayından itibaren geçerli olacak bir polis kartı göndereceğim. Arabanızın camına koyar dörtlüleri yakarsınız. İstediğiniz yere park edersiniz. Kimse bir şey diyemez.”

“Aaa harika. Öyle kolay veriliyor mu bu kart yav?”

“Yok size özel. İspark’larda filan da  para ödemezsiniz. Silah ruhsatı alma filan, emniyette herhangi bir işiniz olursa da beni arayın. Yardımcı olurum.”

“Yaşasın Türk Polisi! Yaşasın Yusuf Başkomser!”

——————————————————————————————————————–

Yaaa Sevgili Organize İşler…. Öyle adamı 250 liralık bilet alacak gibi ayağına kadar getirtir, sonra da “patron yok-bize bir şey demedi.” diye salağa yatıp haksız yere konmayı düşündüğün 250 lirayı kursağında bırakırlar. Bence seni gerçek bir komisere yakalatmadığımız için yat kalk şükret….

Kadın Mektupları Üçlemesi- Son Kitap İMZA:Ne ACABA?????


Son dönemeç.

Çok düşündük.

Makul olan,İMZA:ANNEN demekti belki, çünkü kadın yaşamında üçüncü ve belki de diğer tüm sevgilerin önüne geçen evre evladının doğuşu ile başlıyor! Madem son kitap olacak, bir adım ötesi olsun, içimizde kalan söyleyemediğimiz kime ne kaldıysa onu söyleyebilelim dedik. Çok karışık, odaksız gelebilir. Kime ne diyeyim ki diyebilirsiniz. Halbuki resim öğretmenine sizi sınırlandırıyor diye hep kızmaz mıydınız? Ben pembe ağaç çizmek istiyordum o bana vazo çizdirdi diye! İşte şimdi o çizemediğiniz pembe yapraklı ağacı çizebilirsiniz.

Azıcık daha yardım edeyim. Gözünüzü kapatın. Hayattaki son gününüz olduğunu düşleyin. Doğuşunuzdan itibaren yaşamınızı getirin gözünüzün önüne.Teşekkür etmek istediğiniz birileri yok mu? Ya da “niye bunu yaptın?” diye kızacaklarınız?.Hayat maceranıza anlam kattığını düşündüğünüz biri? Ya da hayatınızın tam anlamıyla içine ettiğini düşündüğünüz biri? Hayat dersi vermek istediğiniz doğmamış torununuz?

Belki de hayatınızın -bugün için- bir muhasebesini yapar ve hepsine birden seslenirsiniz.

Olasılık sonsuz.

Okuması (dinlemesi) çoook keyifli olacak.

Üstelik satılan kitapların geliri ile yine dokunacağımız yürekler olacak: bu sefer Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı (TÜRGÖK) yararına yazıyoruz. Kitabın sesli kitaba da dönüştürüleceğini de müjdeleyeyim. Onun için yukarıda “dinlemesi” yazdım. Belki sizin mektubunuz sizin sesinizle hayat bulur. Çok heyecanlı değil mi?

Yalnız bazı kurallar var tabi:

  • Mektup yazdığınız kişi babanız olmazKocanız, sevgiliniz, lanet ettiğiniz eski eşiniz de olmaz. Onları yazdık. Varsa böyle mektuplarınız halen aktif olan bloglara ( www.imzakizin.com ; www.imzakarin.com ) koyabiliriz.
  • Mektupları en üst kısmında mutlaka kitapta yer almak istediğiniz şekliyle isminizi, yazı başlığını, kime yazdığınızı ve yakınlık derecesini belirterek yazmalısınız.
  • Göndereceğiniz dosyaları kendi ad soyadınızla isimlendirerek, izin formuyla birlikte imzaben@hotmail.com adresine göndermelisiniz. Formatı mail yoluyla talep edebilirsiniz.
  • Mektuplar 30 Kasım 2013‘e kadar bize ulaşmalı.

Haydi bakalım akıtalım içimizde kalanları….

Kocası Ukrayna’ya İş Gezisine Giden Bir Kadının Bakışlarla İmtihanı


fotoğraf (5)

– Kocan yok mu?
-Ukrayna’ya gitti
(Hafif müstehzi) Gelir mi?
-Kendi bilir

——————————————————————————-

-E Kiev’e gitmiş kocan? Bize niye hiç haber vermiyor?
-Bana da vermedi merak etme:)

——————————————————————————-

-Kocan nerde?
-Ukrayna’da
-Güzel kızlar varmış orda
-Varmış
-Hı. Bil istedim.
-Sağol

———————————————————————————

-Hafta sonu n’apıyorsunuz?
-Kocam yok.
-A nerde? Yine mi Ukrayna’da? Ne sık gidiyor.
-Yok ya hep Arap ülkelerindeydi son zamanlarda.
-Ha bana öyle geldi demek!

 

Bundan sonra Ukrayna’da da olsa, İran’da, Dubai’de, Katar’da filan diycem. Ne fesatsınız kardeşim!

 

Üzüntüden Kendini Yazmaya Vermek…ya da Vermemek


Son günlerde hiç üretken olmadığımın farkındayım.

Sanırdım ki ben yazarak deşarj oluyorum, yazdıkça içimi boşaltıyor, rahatlıyor, çiçekler açıyorum…

Ama öyle değilmiş sanırım.

Elimi kıpırdatasım yok.

Halbuki hayat durmuyor; akıyor. Bir çok ağlanacak, kahredecek şey olup biterken, biz geziyoruz, tozuyoruz, gülüyoruz… Sanırım bunları anlatmaya utanıyorum. Yani mesela kış kapıda, Van’daki depremzede üşürken, yıkanamazken, okula gidemezken…Bazı analar 3 gündür layıkıyle çocuklarının cenazesini kaldıramazken…. “Ben Bi’fest’e gittim, gazino konseptinde Sezen’le coştum.” demeye utanıyorum. “Biliyor musunuz ben senaryo yazım kursuna başladım. Off öyle eğlenceli ki” demeye utanıyorum. “Evleneli 11 yıl oldu, onu kutladık” demeye utanıyorum.

Buraya mim koyayım çünkü utanma meselesine geleceğim.

Bayram geliyor ya. Bayram konseptli ciğer söken reklamlar da yavaş yavaş başladı. Gözü yolda misafir bekleyen yaşlılar, boynu bükük yavrular. Sabah gelirken radyoda Tadım’ın reklamı vardı. Bayram dolayısıyla mı yaptılar bilmiyorum. Belki de genel. Alamancı bir ailenin yurda dönüşünü çocuk anlatıyor. Fonda Serseri Mayınlar’ın düğün sahnesinde çalan Sezen Aksu’nun Kutlama’sı çalıyor.Şöyle bir şeyler diyor çocuk “Babam eve dönüyoruz, dedi. Evde değil miyiz zaten, diye sordum. Kocaman bir kapıdan geçtik.Mola verdik, hoşgeldin ağbi dediler babama. Küçücük ekrana bakıp gülen amcalar vardı. Sonra arabamız bozuldu. Bi amca durup yardım etti, bir teyze başımı sevdi, bana fındık ikram etti. O an anladım. Herkes kocamaaan bir aile gibiydi.”

Başladım ağlamaya. En övündüğümüz şey, misafirperverliğimiz. Kocamaaaan bir aile oluşumuz. Bu “SİZ”, “BİZ” çok yordu beni sanırım. Çok. Ben birbirine saygı ve sevgi dolu kocaman bir aile olmak istiyorum.

Ben klavye kıpırdatamazken, bakıyorum diğer bloglar çok üretken… Yazıyor, yazıyor, yazıyor. Doğrusu o. Kesin o. Üzüldüğün şeylerle baş etmenin yolu, yüzünü sevdiğine çevirmek.

Daha önce de iç güzelliğimi borçluyum dediğim ayra’da Aykut Oğut‘un anlattığı çok güzel bir kıssadan hisse vardır. Ben, bizim kızlara da sık sık anlatıyorum. Kafalarına kazınsın diye. Size de anlatayım. “Diyelim ki bir bahçeniz var. Bu bahçenin bir yanında ayrık otları, istemediğiniz ot, diken var. Diğer yanı da rengarenk çiçek. Elinizde hortum bahçenizi suluyorsunuz. ‘Aaaa vah vah buraları da diken bürümüş’ diye yüzünüzü ota çöpe dönerseniz, hortum orayı sular. Haliyle de o istemediğin otlar çöpler büyürler. Halbuki dön kardeşim çiçeklere, sev, sula, büyüt.” 

Yani kendime diyorum. Utanma. Güzel şeyleri yaz. Yaz ki hem sen, hem de okuyanların içi gülsün.”Gülümsemek her şeyin ilacı. Gülecek bir şey bulamıyorsan ne acı.” senin lafın değil mi sonuçta? Senin lafın. O zaman geç arkasına. Aaaaa.

Diyeceğim o ki, daha sık uğrayacağım buralara.

Umarım.

A bu arada çevre bakanımız Bayraktar’a “çevre temizliği bilincini öğreten mizahi film önerisini” güzel bir eposta ile ilettim… Malesef “talebinizi aldık” filan diye bile bir cevap gelmedi.Olsun ben demiş oldum.