Ne demek şimdi bu?


Gündem o kadar baş döndürücü hızda değişiyor ki, ne anlatmaya kalksam hoop eskimiş kalıyor. Ben en iyisi geçen gördüğüm rüyayı anlatayım, artık hayra mı yorarsınız şerre mi siz karar verin.

Böye kovboy filmlerindeki gibi bir barda tek başıma oturuyorum. Arkamda bir grup insan masada sohbette. İçeriye İş bankası reklamındaki Cem Yılmaz ve yancısı kılıklı iki madrabaz girip, o masaya yaklaşıyor. Diyorlar ki: “Şimdi sizden para alacağız ve gözünüzün önünde bunu 2 para yapacağız.” Millet de çıkarıp cebinden son kuruşuna kadar adama veriyor. Bir iştahlı, bir hevesliler.

Ben önce hiç oralı olmuyorum, önümdeki şeyle ilgileniyorum. Sonra içim içimi yiyor, göz göre göre düdükleyecek garibanları” diyorum. Sus sus nereye kadar, diye bir kalkıyorum ayağa, arkama dönüp bir höykürüyorum ortaya: “Ulan” diyorum (hepiniz oradaydınız diyesim geliyor niyeyse, ama demiyorum. Kendimi tutuyorum.) “biriniz de sormuyorsunuz sen niye paramızı ikiye katlayıp bize kıyak yapacaksın ki? Anam mısın, babam mısın? Ya da meleksin de ben mi anlayamıyorum. Madem böyle bir yeteneğin var, geç köşene, kendi paranı ikiye katla dur.Ne böyle izbe köşelerde gezip millete iyilik yapıyorsun?”

2 madrabaz gak guk deyip sıvışıyor. Masadakiler “aaaaa” “ooooo” diye bana bakıyorlar. Öyle hafifliyorum ki.

Sonra sabah gelirken, radyoda şu ortalığa saçılan tapeler, gizli telefon kayıtları haberlerini dinliyorum. Başbakanımız demiş ki: “Köşkü bile dinlemişler. Yasal değil. Özel hayatın gizliliği ihlali…” felan.

Yahu eyvallah yasa dışı yapılmış dinlemeler tamam.Hiç hoş değil, özel hayata saygı duyulmalı filan hepsine amenna. Ama o konuşanlar siz misiniz, değil misiniz? İşin o yönüne hiç dem vurmayıp, “Sümme haşa bunlar biz değiliz. Taklit yapılmış, bilgisayar marifetiyle sesle oynanmış” demediğinize göre, sizsiniz.

Ve bu konuşmaların içerikleri sebebiyle, hadi ceza almayı filan geçtim, yüzünüz kızarır azıcık utanma hisseder misiniz? Kulu geçtim yaradana tövbe eder misiniz?

Ben sadece rüyalarımda değil, gerçek hayatta da hafiflemek istiyorum.

Hatta dolambaçlı demiş olsam bile biraz hafifledim galiba.

Reklamlar

“Yerim Dar, O Olmadıysa Yenim Dar.” demeyelim gariii


Bahane bulmak, suçu başkasına atmak, ertelemek, mağduru oynamak… ne kolay.

Bakın şimdi yapacağım: “Ya vallahi buraya daha sık yazacağım. Yazacak da çok şey var. Ama öyle yoğun öyle yoğunum ki. Okus Pokus iş almaya başladı.(Allah bin bereket versin) Hatta ilk ödemelerimizi de aldık. (Nasıl büyük keyif bilemezsiniz. Hiç yoktan var ettiğiniz bir yazı için birisi size para veriyor.) Tabi buraya yazmak da keyifli. Paylaşım, iç dökme, terapi, kikirdeme… Ama bir tercih yapmak gerekince-tamamen duygusal sebeplerle- o yazıları tercih ediyorum. Hepsi  sadece 24 saatten oluşan günün suçu. Ya da aynı anda hem onu hem bunu yazamayan ellerimin suçu, kafamın suçu.”

Neyse bu yazı, “mağduru oynamayan” birisi hakkında. Suçu ona buna, düzene, talihsizliğine, kadere atmayan birisi hakkında.

Biliyorsunuz kadın mektupları üçlemesinin sonuncusu İmza:Ben Şubat sonu raflarda olacak şekilde tam gaz gidiyor. Bu sefer telif geliri TÜRGÖK‘e gidecek.

Bu yazı TÜRGÖK ve kurucusu Rahmetli Gültekin Yazgan hakkında. Geçen pazartesi Tavsiye evinde Gültekin Bey’in karısı ve derneğin şimdiki başkanı Tülay Yazgan’ın (fotoğrafta, koltukta köşe birleşim yerinde oturuyor) ağzından dinledik.Ve ben, kitap gelirinin, ne kadar doğru bir adrese gideceğine bir kez daha yürekten ikna oldum. Tüm katkıda bulunanlar, çorbada tuzu olanlar sağ olsun var olsun.

tavsiyeeviturgok

Ben Gültekin Bey’in hayat hikayesini dinlerken tüm ertelediklerim ve söylendiklerim için utana utana bir hal oldum.

Harekete geçmek, “ne yapabilirim” diye düşünmek yerine, işinde, evinde, özel hayatında, sıradan bir vatandaş olarak şikayet edip duran, bahaneler bulan kişiler de kulaklarını dört açsınlar.Buraya ilham verici bu hayat hikayesini anlatan kısa filmi koyuyorum, bir de daha detaylı anlatan 19 dk.lık versiyonu var.

Gültekin Bey 11 yaşında geçirdiği bir kaza sonucu görme yetisini kaybetmiş. Engeli sebebiyle okuldan ayrılmış, fakat okuldan ayrı kalmayı ve hayatın kıyısında bir yaşam sürmeyi reddetmiş. Özel öğretmenlerin desteği ile Braille (kabartma) yazı öğrenmiş. İngilizce öğrenme isteğiyle Aydın’da British Council’in açtığı kursa devam etmiş, ona kitabı yazıldığı gibi okuyarak bir nevi gözü olan anneciği sayesinde “görenler” için hazırlanan bu kursta en az onlar kadar başarılı olmuş. Azmi kurs müdürünün dikkatini çekmiş ve böylece İngiltere’den kütüphaneden bir çuval dolusu kabartma kitaba kavuşmuş. İşte körler için bir kütüphane kurma fikri o zaman düşmüş gönlüne.

1952 yılında -gören birisine göre belki 3 kat daha fazla çalışıp- Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirip, öğretmenlik ve avukatlık kariyerine başlamış.Düşünebiliyor musunuz? Şimdi bile çoğu üniversitemizde körlere uygun kaynak yok, sınıflarında-bahçesinde ulaşımlarına yönelik düzenlemeler yok, 1950’lerdeki durumu varın siz düşünün.

Bu arada evlenmiş, 2 oğulları olmuş. Oğullarından birini her çocuk sahibi mutlaka bilir aslında: Çocuk Psikiyatristi Yankı Yazgan. Genç yaşta evlendiği değerli eşi Tülay hanım’ı çoluk çocuk büyütme telaşesine rağmen üniversiteyi bitirip öğretmen olması için teşvik etmiş.  1981’de öğretmenlikten ve 1992’de avukatlıktan emekli olduktan sonra kitap çevirisi ve sosyal sorumluluk projelerine devam etmiş. Bu arada yıllarca sürdürdüğü öğretmenlik ve avukatlık görevlerinin yanında Altı Nokta Körler Derneği’nin kurucularından biri olmuş.

Türkiye’de, İngiltere ve diğer yabancı ülkelerdeki kitaplıkları örnek alarak Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı’nı (TÜRGÖK) yaşadıkları kent İzmir’de kurmuş. Yaklaşık 2 sene önce hayata gözlerini yumduğundan beri de, onun bıraktığı yerden eşi ve omuzdaşları devam ettiriyor. Ücretsiz olarak bir çok çocuğa aylık kabartma dergi, ÖYS, KPSS, SBS testleri, ders destek kitapları gönderiyorlar. Elimizin altında onlarca dergi, sayısız kitap, bir çok farklı ders kaynağı varken, ne kadar çok erteliyor, ne kadar çok söyleniyoruz değil mi? Oysa bu söylenecek değil, şükredilecek bir durum.

Çok yeni olarak da yine Gültekin Bey’in hayali olan çocuklara yönelik “ödünç kitap” projesini başlatmışlar.

Daha yapılacak o kadar çok şey var ki. Biz ne yapabiliriz diyorsanız:

  • Ödünç kitaplardan birisine sponsor olabilirsiniz.
  • Braille öğrenip, basılan kitapların tashihine destek verebilirsiniz
  • Gültekin Yazgan tarafından yazılan “Kör Uçuş” ve Doğan Cüceloğlu tarafından yazılan “Onlar Benim Kahramanım” kitaplarını dernekten temin edip hem ilham alır, hem derneğe katkıda bulunabilirsiniz.
  • Görme engelli olup, bu kütüphane hakkında bilgisi olmayanları yönlendirebilirsiniz.
  • Branşınıza uygun ders kitaplarının okumasını yapabilirsiniz.
  • Aylık dergi gönderimleri için kargo şirketi bağlantıları yapabilir, ya da gönderilere sponsor olabilirsiniz.

Bunlar benim aklıma gelenler. Dernekle iletişime geçer, “Ne yapabiliriz?” diye de sorabilirsiniz.

TÜRGÖK olması da şart değil.O kadar çok el verebileceğimiz konu var ki. Mahallenizdeki tek bir kişiye yardımdan başlayıp daha büyük ölçekli bir dolu şey.

Dediğim şu, söylenmeyi, eleştirmeyi, birşeyler yapmaya çalışanları aşağı çekmeyi bırakın. Bırakalım.

Gültekin Bey gibi, Tülay Hanım gibi. Şefkatle İlmek İlmek örüp Van’a yolladığımız atkılar gibi, mektup üçlemesi gibi…..  HAREKETE GEÇELİM, bir şeyin ucundan tutalım. Üretelim. Yüzleri güldürelim. İçimiz yıkansın.

İnsanı o kadar iyi hissettiren şeyler ki!