Ich möchte fünf köfte


Dün başıma çok acayip bir şey geldi. Öyle kakara kikirisi yapılacak türden bir şey değil, altı üstü “aaa” der, şaşırırsınız, bir de “vay be” çekersiniz. Buyurun okuyun (dinlerken, içimden vıdı vıdı eden arkadaşın söyledikleri parantez içinde):

Sabah okula geldiğimde, telaş içinde “2 yeni veli var.” dediler. Oh, Allah bereket versin.  Ailelerden biriyle kapıda karşılaştık, çocuğu bırakmış-gidiyorlar. En arzu edilen veli tipi-önceden gelmiş görüşmüş. Kararını verip, bırakıp gitmiş. Çocuk da süper uyumlu girmiş sınıfa diğer çocuklarla oynuyor. Diğeri ise ak saçlı bir dede, oturtmuşlar içeriye, çayını yudumluyor. Neyse odama davet ettim, takım elbiseli, kır saçlı, uzun boylu, yabancı tipli bir adam. Konuşmamız 1,5 saat kadar sürdü de ben sizi sıkmayayım-özet geçeyim. Yalnız uyarayım, özeti bile uzun, ne de olsa 1,5 saatlik sohbetin özeti:

Efendim bu amca, baba Alman, anne Türk bir amcaymış, gıda mühendisiymiş. Berlin’de 5 yemek fabrikası varmış, 5 de kızı (hep 5’ten gidiyor) varmış. Bu kızlardan ikisi milletvekiliymiş (merak etmeyin “yemin etmediler tabi. Kih kih” esprisini yaptım. Ama meğer Almanya’da milletvekiliymiş) Bu 2 milletvekili kızı Zahid Akman ve diğer Deniz Feneri sanıklarını yurda getirten ekipteymiş. Şu anda kendisi Alman Konsolsoluğu misafirhanesinde kalıyormuş ve oradaki eğitim sorumlusu Yasemin Hanım’dan methimizi duyduğu için 2 adet ikiz torunları(ay bu sefer 5 değil) için bizim okulu düşünmüş. (vay be bizim okula bak, namı almış taa Almanya’lara yürümüş!) Çünkü milletvekili olmayan diğer 3 kızının (ki onlar da kendi gibi gıda mühendisiymiş) 2’si Türkiye’ye yerleşme kararı almışlar. Tatlı amcamız 10 Kasım 1938 doğumluymuş, ve doğduğu gün kaybettiğimiz Ata’mızın büyük hayranıymış. Hiç kimsede olmayan Atatürk resimlerinden geniş bir arşivi varmış.  (Adamın babası Alman değil miydi? Nereden tanımış bu adam Atatürk’ü???) Neyse kızları yarın Sabiha Gökçen’e ineceklermiş, onlar da gelirlermiş, fakat kendisi önden bir ziyaret etmek istemiş. Randevusuz geldiği için çok üzgünmüş. (Bu arada ben bir hamle yaptım, okulu gezdiriyorum. Fırsat buldukça bilgi veriyorum.) Aralarda da geçen sene kaybettiği, 50 yıllık eşinden bahsediyor, Zincirlikuyu’da yatıyormuş. Böbrek yetmezliğinden kaybetmişler. Onun anısına Bahçelievler’deki Bilmemkim Bilmemne Böbrek Vakfı’na 2 adet diyaliz makinası bağışlayacakmış, bir makine bir günde 10 hastaya hizmet verilebiliyormuş. (Ayy ne yardımsever adam, karısını da ne çok seviyor)

Neyse okul gezimiz bitti, bahçeyi dolaşıyoruz, ayak üstü bana dün eşinin mezarlığına yaptığı ziyaretten de bahsetti. Çıkışta, duygusal olarak hassas hissettiği için, gitmiş bir pastaneye oturmuş, bilmemne Samstag isimli gazeteyi okuyormuş. Etrafta da kalabalık, Fenerbahçe protestocuları filan. 2 genç kadın gelmişler yanına, sormadan çökmüşler“aaa biz de Hamburg’da çalıştık.” filan demişler. Sonra çok ayıp bir şey söylemişler (ne demişler adama, seks filan mı teklif etmişler?). Sigara istemişler. (aaa, ne ayıp Esra neler düşünüyorsun?) Almanya’da bir yabancıdan sigara istemek çok ayıpmış. (Hadi ya, bence herhangi bir şey istemek ayıptır. Alman usulü filan var ya..) Neyse adamcağız da kızlara demiş ki, “Yavrum, çok gençsiniz. Sigara içmeyin. Gelin bu pastaneden yiyin, için. Bendensiniz.” (ayy ne ince, buna babasının Alman genleri geçmemiş demek ki). Sonra samimiyeti ilerleten hanımlar. “Ay amca n’olur. Hiç yabancı para görmedik. Göstersene” demişler. Bu da çıkarmış cüzdanı bu 20 Euro, şu kadar TL, bu 100 Euro şu kadar TL diye gösterirken, kadınlar hooop cüzdanı elinden kapıp kaçmışlar. “En çok gücüme giden” dedi, “oradaki polisin bana gülmesi” oldu. Polis demiş ki, “amca sana Hamburg’dan geldik demişler, sonra da yabancı para görmedik demişler. Nasıl inandın?” “E duygusal olarak yoğun bir gün yaşadığım için bağlantıları kuramadım” dedi bana ağlamaklı. (Ay ne diyeyim şimdi? Dur polise ve oradakilere b.k atayım bari. “Cık cık cık kimse kılını kıpırdatmadı mı pastanede?) Eczacı kadın koşmuş, oturtmuş, tansiyonunu ölçmüş. Etraftaki gençlere “tü kalıbınıza” demiş. Amcamızın 500 Euro kadar parasıyla, anneciğinin ve babacığının fotoğrafları gitmiş. (peki karıcığının yok muymuş?)Aslında sabah iç cebinde 20.000 Euro varmış, ama kızı Nilüfer uçağa binmeden almış babasından ne olur ne olmaz diye. “O zaman kızmıştım, ama şimdi gelince alnından öpeceğim” dedi. Neyse bu polise konsolosluk falan deyince, etekler tutuşmuş. Amca konsolosluğa dönmeden cüzdan boş olarak ulaştırılmış. Konsolosluk sormuş tabi neler oluyor diye, amcamız Türkiye Cumhuriyeti’nin prestiji zedelenmesin diye hiçbir şey anlatmamış. (ne prestij zedelenecek yahu? Bilmiyorlar mı her ülkede yankesicilik var.)

Artık gitme vakti geldi, deniz havası almak istediğini söyledi. Ben de Üsküdar’a nasıl gideceğini, oradan Beşiktaş’a nasıl geçeceğini tarif ettim. Tam kapıda ayrılırken bana döndü: “yarın kızlarım gelene kadar, cebimde 20 lira var. Sabah 25’di. Buraya gelirken 5 lira harcadım. Bakalım akşamı çıkartacak mıyım?” diye gülümsedi. (Sanırım Almanya’da sigara istemek çok ayıp ama parasız olduğunuzu açık açık söyleyebiliyorsunuz) Evet o ana kadar anlattıklarından aklıma yatmayan şeyler vardı ama TAM bu noktada emin oldum. Sevimli ak saçlı amcamız dolandırıcı. Ben pişkin pişkin: “Siz çekinmeyin, konsolosluğa bildirin. Kendinizi düşünün, size ne Türkiye’nin prestijinden. Varlık içinde yokluk çektiğinize değer mi?”dedim. “Ya evet söylesem, 1000 Euro harcırah ayırıyorlar, ama söyleyemiyorum işte. Bu 20 lirayla idare edeceğiz” dedi, ikinci kez beni yoklayarak. Baktı ben hala “konsolosluktan alın” filan diyorum, ufak ufak yollandı.

Hala arada “acaba günahını mı alıyorsun adamın Esra?” diyorum kendime, ama bu kadar da olabilir mi? Nasıl bir insan, vermem muhtemel, hepi topu 50 lira için önceden mizansen kurar, kostümünü giyer, aralara Almanca birkaç kelime serpiştirerek 1,5 saatlik bir performans sergiler? Ben sadece “vay be” diyebiliyorum. Bunların bir de karısı henüz vefat etmiş, memlekete dönmek isteyen, ama yol parası bulamayan, geçen sene sizin orayı boyamış bilmem kim usta versiyonu var. Öyle bir tanesinde de vicdansız olmakla suçlanmıştım. O da başka sefere. (Yine de olur da amcanın anlattıkları doğruysa ve torunları gelirse size haber veririm.)

Reklamlar

2 thoughts on “Ich möchte fünf köfte

  1. Esra Selam,
    Blogcuların kâbusu yorumcu olarak sana da iki kelam edeyim istedim. Ne de olsa 4 senedir blog işletiyoruz. Yazın çok okunaklı ve anlatımın temiz olduğu için çok rahat okunuyor. Ancak heyhat, bazı okur 2 bilemedin 3 paragraftan fazla okumak istemiyor. Okur dediğin biraz kaprisli, aslında günde en az 5 yazı görmek istiyor. Yazıların başında mutlaka resim olsun istiyor. İlk resim 150×150 olmalı ki pul gibi solda dursun. Sonra ilk paragrafın ilk iki cümlesi çok ilgi çekici olacak ki, o noktaya koyduğun “MORE” ayraçı (yazım editöründe var korkma) işe yarasın. Bir de başlık seçimi çok özenli olmalı. Hem ilgi çekici hem de arama motorlarına girecek türden. Yazım hataları yapmamalısın ki arama motorları gene işini rahat yapsınlar.
    Bu arada amcanın maksadını çözmen iyi olmuş. Aldanmadığına sevindim, eğer torunlar gelirse, durumu açıkca izah edip özür dilersin…
    Sevgiler

    • yorumlarına teşekkürler, ben öyle hesaplamadan kitaplamadan yazıyorum vallahi. genel kısa yazmaya çalışıyorum, çünkü ben de başkalarını okurken sıkılıyorum. son 2 gündür uzun oldu, zaten “accuk uzun” kategorisinde.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s