Durumum yok Memedali Bey bi yardımcı olsanız!


Benim aldığım terbiyeye göre, bir malı hizmeti almaya kalkıştığınızda değişik fiyat alternatiflerini araştırır, fiyat-kalite dengesine bakar ve bütçenize en uygun olanını alırsınız. Alım aşamasına geldiğinizde siz zaten o fiyatı vermeye razı olmuşsunuzdur. Ya da o fiyatı vermeye razı olduğunuz şey için alım aşamasına gelirsiniz.

Belki – hadi o da adet yerini bulsun diye- herhangi bir indirim koşulu (peşin ödeme, erken ödeme, kardeş indirimi vb..) olup olmadığını sorabilirsiniz.Bundan başkası bana göre karşı tarafı maddi manevi tacize ve hatta suistimale gider.

Benim alış-veriş anlayışım buyken buyrun maruz kaldığımız diyaloglar:

– Son fiyat bu mu? Kaça olur şimdi?
– Fiyatlarımız ve koşullar elinizdeki kağıtta yazanlar…
– Ay ama yeni “yatak odası takımı” aldık. Bir kolaylık yapsaydınız!
– ?!? 

 

– Bize son ne olur şimdi?
– Fiyatlarımız ve koşullar elinizdeki kağıtta yazanlar…
– Ama bakın memnun kalırsak karnımdaki de buraya gelecek. Bize uzun dönemli fiyatı verin.
– Kusura bakmayın. İhtimaller üzerine değil mevcut durumlar üzerinde hareket ediyoruz. Malum bizim de ödemelerimiz var. 
– Aaa ben de burayı “düzgün bir okul” zannediyordum.
– ?!?

 

– Biraz daha indirim yapsanız? Çok fazla ödememiz var.
– Fiyatlarımız ve koşullar elinizdeki kağıtta yazanlar…
– Ama şimdi yatılı bakıcı, bale kursu ödemelerimiz de var. Bir de piyano dersi aldırmak istiyorum.
– ?!? 

 

Geçen gün bir veliye tam da esnaf muhabbeti ile cevap verdik, itiraf ediyorum:

Kurtarmıyo kardeşim kurtarmıyoooooo!

Reklamlar

Koyunun olmadığı yerde…


Pazar günü hala oğlum evlendi. Hani şu bıyıklı olan. Fethiye’de.

Ben günü birlik, koluma çantamı elime kitabımı alıp gittim. Kıyafetlerim filan üstümdeydi.

Evden daha hava aydınlanmadan çıktığım için, yataktan kalktığım suratımla çıktım tabi. Şimdi uçakta sorun olur diye de makyaj malzemesi filan almadım yanıma. Nasılsa bir allık, bir far bulurum birinden.

Annem de aynı şekilde düşünmüş.

Halam makyaj yapmaz. Belki belki bir ruj… Onun için ona sormadık bile. Halamın kızına yanaştım kıyın kıyın. Ondan da hiiç ümitli değildim gerçi. Kaymak gibi bir cildi vardır, hiç bir şey sürmeden ışıl ışıl. “Dur bakalım”, dedi.

Makeup

Haşır huşur bavulunu karıştırıp, bir makyaj çantası çıkardı. İçindekiler şöyle: üzerinde Hello Kitty resmi olan çoook pastel tonlarda pembe ve yeşil bir far, kahverengi rimel ve şeffaf bir dudak parlatıcı….Biz bu kadarcık malzemeyle, bir ışıldadık!

İşte rölativite (görelilik) gerçeği! Başka zaman dönüp bakmayacağın keçi,oldu mu sana Pek Muteber Abdurahman Çelebi?

Ablaların Gücü Adına


Ablalar -eğer isterlerse- kardeşleri kukla gibi oynatabilirler.

Bazen deneylerine kobay yaparlar, bazen getir-götür işlerinde ayakçı, bazen de günah keçisi.İkna kabiliyetleri çok yüksektir; kah öperek severek tatlı tatlı istediğini yaptırır, kah emrederek, kah küserim deyip duygu sömürüsü yaparak!

2 haftadır filan, Ela’nın öğretmen, Ayça’nınsa öğrenci olduğu oyuna hızlı bir dönüş yaptılar. Ela oturtuyor Ayça’yı karşısına, kendisi de tahta başına geçiyor, yaz kızım, çiz kızım çalıştırıp duruyor.

Dudak bükmeyiniz, Ayça’nın şu an okuyup-yazabiliyor, toplama-çıkartma yapıyor olmasında ablasının payı büyük. İyi öğretmen yani.

Geçen gün paraları öğretmiş mesela. (bkz tahtanın sağ altı) Üşenmemiş hem kağıt hem metal paraları çıktı almış, tek tek çalıştırmış.

Dün bir baktım Ela’nın tahtasında:“Ultra Eğlence=Oyun  HADİ OYUNA” yazmış tahtaya

tahta

“Bu ne kızım?” dedim. Ayça bahçeye çıkmak istememiş, o da ikna etmek için bahçenin ultra eğlenceli olduğunu yazarak anlatmış kendisine…Netice; bahçeye çıkılmış tabi.

Geçen sene bir ara yine böylelerdi. Sonra Ayça isyan etmişti:

“Neden hep sen öğretmen oluyorsun, ben öğrenci?”
“E ama bak sen de sınıf başkanı oluyorsun. Çok önemli bir görev”
“İyi de sınıfta başka öğrenci yok ki! Kimin başkanı olacağım?”
“…”

Ve maymun gözünü açınca öğretmencilik oyununa bu isyanla noktayı koymuşlardı.

Nasıl oldu da Ela Ayça’yı tekrar ikna etti bilmiyorum. Merakla yeni isyan gününü bekliyorum.

Kötü Yemek Yoktur, Az İçki Vardır!


Cumartesi akşam iki arkadaşımızın doğumgünü kutlaması vardı.

Photo 30.03.2013 21 42 10

Adetimiz olduğu üzere ev sahibi paralanacağına; herkes bir çeşit yiyecek götürüyor. Böylece imece usulü yormadan, yorulmadan yemek odaklı değil, eğlence odaklı toplanabiliyoruz.

Ben bu seferki güzide toplantımız için “çin pilavı” tabir edilen bir nevi pirinçli salata yapmaya karar verdim.

Photo 30.03.2013 20 35 15

Şimdi kalemi kağıdı elinize alın. Size bu salatayı nasıl YAPMAMANIZ gerektiği ile ilgili ipuçlarını vereceğim…

Öncelikle asortik olsun diye standart olarak kullanmadığım, huyunu suyunu bilmediğim basmati pirinç almıştım, SİZ SİZ OLUN daha önceden yapmadığınız bir tarifi, kullanmadığınız bir malzemeyi, lezzetiyle parmak ısırtmak istediğiniz bir davete yapmayın!

Akşamına bir davete katılacaksanız ve orası için hazırlıklarınız varsa, sanki günler torbaya girmiş gibi  kızınızın ıslak bakışlarına kanıp, eve arkadaşını getirmesine izin vermeyin. Kızların keyfini yapayım, ay yataklarını hazırla, o iki arada bir derede pilavı pişir ki salata malzemelerini katmadan soğusun vb….odağınız dağılır, tarifinizi şaşırıverirsiniz alimallah. Nitekim bana da öyle oldu.O kısma tekrar geleceğim.

Akşam kalabalık olacaktık, annemlerde temizlik vardı, e o kadıncağıza da yemek vermek gerekirdi, misafirimiz de var… 1 bardaktan, 2 bardaktan, 3 bardaktan… derken yeterdi yetmezdi tam 4 su bardağından yaptım pilavı. Bunda sabah kahvaltısı ile duruyor olmamın da payı var tabi. Aç karnına market alışverişine gidilmeyeceği gibi, yemek miktarı da belirlememek gerekli. Yoksa öksüz doyuran boyutunda koca bir kazan yemeğiniz olabilir!

Neyse suda bekletip, nişastasını yıkadıktan sonra koydum pilav tencereme zeytinyağında azıcık kavurdum. Sonra da ölçüsüne uygun su koydum. Aaaa kettle’daki su yetmedi, azıcık daha kaynatıp onu da ekleyince tencere ağzına kadar doldu. Kapağını kapatsam taşacak, açık bıraktım ama bu sefer de buhar içeride kalmadığı için, ya su az gelirse pirinçler pişmezse diye dertlendim durudum.

Pilav piştiğinde bir baktım ki LAPA! “Nasıl olur?” filan derken, kardeşimin karısından mesaj geldi; “kısıra ne kadar su koyuyordun?” diye.  Bilmiş bilmiş “Bende ölçü standart, 1e 1,5 koyuyorum pirinç pilavı gibi.” yazıp gönder tuşuna basmıştım ki, kafamda 4×1,5= 6 işlemi yanıp sönmeye başladı. Uleyn ben demin 8 hesaplayıp, aslında kettle’daki su yetmişken, bir daha kaynatıp niye 2 bardak ekledim ki? İnsanın açken basit bir matematik işlemine dahi kafası çalışmıyor; kendinizi aç hissediyorsanız direnmeyin 2 lokma atıştırın.

Lapa mapa, ne yenisini yapacak vakit var, ne de malzeme kaldı. Bu yüzden bir tepsiye yayıp soğumasını bekledim. İnce ince kıydığım yeşil soğanı, küp küp kesip haşladığım havucu, yine küçük parçalara kestiğim salatalık turşusunu, ince doğranmış dereotunu, haşlanmış mısır ve bezelyeyi bu lapa ile karıştırdım. 2 limon (e anca), zeytinyağı ve tuz ekledim. Yenebilir bir kıvama geldi. Sanırım 1 bardağını ev ahalisi silah zoruyla yemiştir.

Kalanını bir kaba koyup, partye götürdüm. Yanına da şarap da götürdüm ki, en azından belli miktar alkolden sonra nasılsa “ne yersen ye 10 numara 5 yıldız!” Ev sahibine de “Soran olursa kim getirmiş bilmiyorum dersin, sakın ismimi verme” diye tembihledim.

O sırada diğer arkadaşlar da mutfağa geldiler: “Ay benim humus çok kalıp gibi oldu.” “Ay benim patlıcan salatası azıcık akışkan”. Herkes itirafını yaptıktan sonra, tek tökezleyenin kendisi olmadığını anlayıp rahatladı. Eğlence başladı.

Tüm bunlara rağmen her şeyden yenildi içildi.Hatta yabancı (Türk olmayan manasında) misafirlerden biri tam 3 tabak aldı vallahi benim pilavdan. O gün tanışmamış olsak, boynuna sarılır teşekkür ederim, o derece sevindim. Demek ki o kadar da fiyasko değil. Giderken ev sahibi bir saklama kabına koyup eve götürmesi için çıkın hazırladı. O da paketini sallayarak mutlu mesut gitti. Yesin garip, yabancı ellerde tek başına! Ne yer, ne içer?

Bu arada kardeşimin karısından bir mesaj daha geldi: “Kısırın salçasını koymayı unutmuşum yahu. Şahane bir bulgur salatası oldu bu!”

Belki de yukarıda saydığım şuna dikkat edin, böyle yapmayının bir önemi yok. Bütün suç diğer gezegenlerle yanlış açı yapan Plüton’da filandır! Bu kadar tarif sapması tesadüf olamaz çünkü.

Bugün 1 Nisan, Tedirgin Oluyor İnsan (*)


* Alem FM’de Mansur El Sabah söyledi bugün, başlık bana ait değil.

Gönül isterdi ki, şöyle sizi şaşım şaşım şaşırtacak bir yazı yazayım.

Ne bileyim: “Babamın ameliyat ettiği kuş dile geldi. Ellerinden öperim Nazım Baba“dedi; ya da İmza: Kızın‘a en iyi sosyal sorumluluk projesi dalında oskar vermişler” filan diye ciddi ciddi yazıp, sonunu da “1 NİSAAAAAN!” diye bitireyim.

Ama gelmedi aklıma bir şey.

Dedim muzip kadın leylakdalı mutlaka yazmıştır bir şeyler, ondan kopya çekeyim dedim, tıkladım sayfasına. Cık o hala güzel havalı hafta sonu rehavetini yaşamakta yazısında:P

Sabah bir şaka girişiminde bulundum. 6-7 arkadaş filan yazıştığımız gruba esas 1 tanesini hedef alan bir şaka cümlesi attım! Konunun muhatabı şimdi panikler, beni arar filan dedim. Tıssss. Aramayı bırak, yazıyla bile cevap vermedi.

Halbuki eski 1 Nisan’lar öyle miydi? “Ah aaaah, nerede o eski 1 Nisanlar?”

Çok değil, sadece 3 sene önce 1 Nisan akşamı, velilerin eline:

“Milli Eğitim’den gelen ……sayılı, …..tarihli yazı uyarınca, 2 Nisan Cuma günü tüm öğretmenlerimiz, bakanlığın düzenlediği yeterlilik sınavına girmek zorundadır. Bu sebeple okulumuz bu tarihte kapalı olacaktır. Bakanlıktan gelen ilgili yazı, kağıdın arkasında yer almaktadır.” diye bir duyuru tutuşturmuş- arkasına da “1 Nisaaan” yazmıştık.

Çocuğunu kapıdan teslim alan veliler, önce bir “Eeee bir gün önceden ertesi gün kapalı olacağı duyurulur mu canım, ne yapacağız çocukları?” diye veryansın ettilerdi.  Nöbetçi öğretmen, “Bakanlıktan gelen yazı böyle, bakın arka sayfaya. Biz de emir kuluyuz. Kesin talimat!” diye gerdan kırınca, veliler arka sayfayı çevirmiş ve kahkaha eşliğinde “Aaaa aşkolsunlar” “Allah iyiliğinizi versinler” havada uçuşmuştu.

Kim vurduya gidenler de olmuştu tabi. Ertesi gün gelmeyen çocukları aradığımızda “Eee ‘kapalıyız’ yazmadınız mı siz yahu?” diye başlayıp “Yoo okumadım arkayı, neee 1 Nisan mı, ilahi!” diye biten bol gülüşümeli konuşmalar yaşamıştık.

Bir velimiz de kısasa kısas diye, yazıyı alır almaz eve gidip bizi geri aramıştı: “Ben milli eğitim müfettişi bilmemkim. Hakkınızda suç duyurusu var. Yarın teftişe geleceğiz” diye.

Neyse hala 6 saate yakın var 1 Nisan’ın sona ermesine. Belki de sabah mesaj attığım arkadaş zokayı yutar da önümüzdeki seneler anlatacak bir 1 Nisan anısı çıkar….

Zira hayat tatlı şakalarla daha da güzel.