Tencere dibin kara…


Bir aklına gelip gelip yazamama hali…

İşte sonunda patlak verdi. Ben lafı bıraya koyayım, okuyan okur.

pi

Bak, derin mana var bu sözde. Temel hatamız bu bence.

Kendimizi yontacağımıza,sürekli başkalarıyla ne yaptıklarıyla, ne yapmadıklarıyla uğraşıyoruz. Kendimizi onlarla, ya da onları bizlerle kıyaslıyoruz.Halbuki, Gandhi’nin yaşamına değindiğim yazıda çocuğa “şeker yeme” öğüdünü verebilmek için önce kendisinin şekeri bıraktığını yazmıştım. Yani “Dünyada görmek istediğin değişimin kendisi ol”

Günlerdir bir aşağılamalar, bir umutsuzluk, bir ötekileştirmeler havada uçuşuyor. Halbuki takkemizi önümüze koyup düşünme vakti…

Babam her şeye limon sıkar. Baklavaya bile. Ben baklava gibi şerbetli tatlıları sevmem. Limon sıkılmışını hele hiiiç sevmem. Babam, ikram olsun diye bıkmadan bana limon sıkılmış baklava yedirmeye çalışır, hatta ağzıma zorla tıkar. Zorla yediğim bu ikram, hiç hoşuma gitmez.O ise, bu kadar lezzetli bir şeyi sevmediğime bir anlam veremez.

Senin için ikram olan demokratik haklar, ifade özgürlüğü, eşitlik başkaları için limonlu baklava gibi gelebilir. Herkes limonlu baklavayı lezzetli sayacak damak tadına sahip olmayabilir. O zaman niye başkasına zorla limonlu baklava yedirmeye çalışıyorsun? Sen al, ağzını şapırdata şapırdata, keyfini çıkarta çıkarta  kendin ye limonlu baklavayı.

“Ne yani kendi kendime mi demokratik, adil, eşit olayım?”

“Evet”

Şöyle ki…

  • Şimdi Soma’daki işverene “Vay efendim nasıl sigortasız işçi çalıştırırmış?” diye kızıyoruz ya. Eğer evimize temizliğe gelen bir kadın varsa ve biz onu sigortasız çalıştırıyorsak, sizce bizim Soma’daki işverene höykürme hakkımız var mı? Temel olarak biri mikro düzeyde, biri makro düzeyde ikisi de aynı şeyler.
  • “Benim emeğimle kazandığım paradan aldıkları vergileri keyiflerine göre harcıyorlar. Emek hırsızları” diye kızıyoruz ya… Eğer internetten birilerinin emek ve para harcadığı filmleri telif ödemeden servis eden yerlerden seyrediyorsak, korsan kitap okuyor, sertifikasız (kırık) program kullanıyorsak, birilerine “emek hırsızı” deme hakkımız var mı?
  • “Atatürk’ü, milli değerlerimizi ayaklar altına aldılar” diyoruz ya. birilerine koyun derken, onların kutsal saydıklarına saydırırken bizim kutsalımıza laf ettiler deme hakkımız var mı?
  • “Devlet olanaklarını kendi çıkarlarına kullanıyorlar” diyoruz ya, örneğin yol parasından yırtmak için “Şirket arabasıyla gidelim yeaaaaa. Nasılsa şirket ödüyor.” kafasındaysak, devletin malını yiyene laf etme hakkımız var mı?
  • “Anaları nasıl yuhalatırlar? Nasıl ölü bir çocuğun arkasından oh olsun derler?” diye yüreğimize taş oturuyor ya. Terörist sayılan birinin ölüm haberini okuduğumuzda içimizden istemeden de olsa “biri daha gebermiş” diye geçiyorsa, “ama bizimkine gebermiş diyemezsiniz, ayıp.” nasıl diyebiliriz?
  • “Hep eşine dostuna torpil yapmış, belediyeye yandaşlarını doldurmuş” diye söylenirken, işe alımlarda bizim ana kriterimiz beceriler ve yetkinlikler değilse, torpile, kayırmaya kızmaya ne hakkımız var?

Örnekler çoğalır, aklınıza gelirse siz de yazın. Ekleyeyim.

Demem o ki: “Herkes kendi dibini ağartmakla uğraşsa tam süper olacak!”

Kitap: Pi – Azra Kohen Sayfa 700

Reklamlar