Ühü ühü


Dün yine ilginç bir gündü benim için. Sabah güneş vardı ve içim sevinç doluydu. Çok neşeli bir biçimde hazırlanıp, şarkılar söyleyerek çıktık evden.

Yolda gelirken, okuldan aradılar. Çocuklardan birisi sınıfta oynarken dengesini kaybetmiş. Düşüp kafasını yarmış. Hemen tampon yapılıp, annesi aranmış. Ve en yakın hastaneye yola çıkmışlar. Haberi duyunca, bir sıcaklık dalgası yayıldı ki vücuduma. Kafa sonuçta, tehliklere açık. Ayrıca dünkü Selgin’in yazısından da biliyoruz ki, hastanelerde grev var!

Sonra “sakin ol” dedim kendime. Aklıma geldi, düşen kızımızın babası Ümraniye Araştırma Hastanesi’nde doktor. Hemen öğretmenlere taksiyi oraya çevirmelerini söyledim. Biz de babayı arayıp, karşılamasını rica ettik. Neyse ki grevden etkilenmeden, üstelik de pek estetik bir dikişle kazayı olabilecek en hasarsız biçimde atlattık! Bu satırları yazarken, yan sınıftan cıvıltılı sesini duyuyorum:)

Tüm bunlarla uğraşırken, benim o gün ana uğraş konusu olarak belirlediğim şeyi ertelemek zorunda kaldık: Okulun giriş kapısı!

Bir gece önce okulu kapatırken, anahtarın boşa döndüğünü fark edip; o saatte de yapılacak hiiç bir şey olmadığından okulu Allah’a ve Pronet’e emanet edip, kilitlemeden gitmek zorunda kalmıştık.

Şimdi bu hırsız beylere bir davet gibi algılanmasın, evet binaya giriş kapısı açık ama sonuçta bahçe kapısı kapalı ve içeri girmek için jiletli telleri filan aşmak, alarm sistemini devre dışı bırakmak gerekli.

Kafa yarılması konusu gündemimizdeki önemini yitirince, bu kapı işine eğilmek gerekti. Sağı solu aradık, anahtarcı, pimapenci vs… Sonuçta birinin bir şeyi bir usta bulup çağırdım. Tam o sırada okuldaki bilirkişi heyeti 180 cm uzunluğundaki göbeği söküp:Tamirciye gerek yok. Sorunu bulduk. Bize bundan alın. Biz hallederiz” dediler.

Ben de tamirciyi iptal edip, aldım 180 cm’lik göbeği, yollandım Bauhaus’a. Malesef Bauhaus’da 180 cm’lik göbek yoktu, en uzunu 160 cm’di. Nereden bulabileceğimi sordum. “Buralarda aranın” dediler. Çıktım Bauhaus’tan tüm İçerenköy’ü tavaf ettim. Pimapenci kılıklı girip çıktığım heryerden olumsuz cevap alınca, artık fena umutsuzluğa kapıldım.

Bir taraftan da kendime söyleniyorum: “Salak hala öğrenemedin. Ustayı bulmuşsun, ayağına gelip sorunu çözecek. Ne demeye kendine problem yaratıyorsun. 3 kuruş eksik vereceğim diye sinirlerini bozmaya değer mi? Bak işte saat kaç oldu, bu saatten sonra usta bulamazsın. Kapı bu sefer ardına dek açık, göbeği de yok.” O kadar sinirliyim ki!

İçimdeki diğer ses de şöyle diyor: “Düzelecek. Merak etme. Halledersin. Sakin ol.”

Diğer sesi dinlemeyi tercih ettim. Baktım, Ataşehir’deki şubeye çok yakınım. Dedim “Oraya gideyim, hem şöyle bir kahve içerim, hem de internetten pimapenci bulup, ağzından girer burnundan çıkar yaptırırım. En kötü ihtimalle n’olur, eski göbeği takar bir gece daha ‘Nasreddin Hoca’nın heryeri açık, sadece kapısı kilitli türbesi’ gibi geçiririz. “

Tam arabayı oraya yönlendirdim, okula 300 metre filan var, solumda bir Winsa bayii geçtim. Haydi son deneme deyip indim arabadan. Yaşlıca bir karı koca. Elimdeki örneği gösterdim, “Elimizde yok. Ama atölyeden buluruz, Akşama getiririz” dedi. Ben de “daha erkene olmaz mı, uzaktan geldim” dedim. Problemin detayını anlatırken, başladım zırıl zırıl ağlamaya.

Neye uğradıklarını şaşırdılar. Bir taraftan peçete yetiştiriyorlar, bir taraftan sakinleştirmeye çalışıyorlar. Hele teyze, neredeyse sarılıp sırtımı patpatlıyacak! Ben burnumu çekiştirirken dükkana iki tane sırım gibi delikanlı geldi. Oğullarıymış. Onlar gelince adam “Hah” dedi. “Oğullarım geldi, onlar hemen yarım saate gider alır gelirler Taşdelen’den. Sen otur kızım, bir çayımızı iç”.

Ben çayımı içip, memleket nere muhabbeti yaparken çocukları gereken parçaları kapıp getirdiler. Neşem yerine geldi tabi. Biraz önce kahır gözyaşları dökerken kikir kikir gülmeye başladım.

Dün akşam kapıyı sıkı sıkı kilitleyebildik.

Ayrıca da Winsa’cı teyze ve amcanın pek yakında torunları oluyormuş, belki yaşı gelince dur şu ağlayan kızın okuluna gönderelim derler!

Neymiş,          “Ah bi yolu vardır elbet yarın
                            Yeniden yaşamanın
                            Bi çaresi bulunur çıkmazların
                            Bi uyuyup uyanalım”

Şarkıyı bir de duyalım derseniz: tık

Reklamlar

2 thoughts on “Ühü ühü

  1. Ya var ya alttaki minicik yazıyı okuyup Nasreddin Hoca’ya geçiş yapmadan direk sandukayı görüp alttaki düşen çocuk yazısını okuyunca kocaman bir EYVAH çekiyordum ki şükür ayıldım. aman dilimi ısırayım, tak tak tahtaya vurayım. Neyse çocuk iyiymiş, yukarıdaki foto da kapının durumu için konmuş (ne zekiyim ama di mi, köşeli jeton kullanma durumu:)
    olayı bir de ben özetledikten sonra hepsi için geçmiş olsun diyor ve sevgiler yolluyorum:))

    • Ay okurken bile kotu oldum. Oyle bir sey olsaydi, herhalde uzuuun bir sure sesim solugum duyulmazdi!Antalya’nin yapraklsrina selamlar. Size pazartesi surpriz kartlarimizin zarflanmis halini gonderecegim. Mutlu yuzleri hayal edip simdiden seviniyorum. Tetiklediginiz icin tesekkurler…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s