Siz Benim Yazma İhtimalimi mi Seviyorsunuz?


Çok utanıyorum, blogu yeni takibe başlayan biri olduğunda.

Çünkü son zamanlarda Okus Pokus için yazmaktan, buralara hiç uğramaz oldum.

Halbuki “ay şunu yazayım” dediğim de çok oluyor.

Yazamayıp içimde kaldıkça da şişiyorum.

Ama gün 24 saat.

Ve benim fırsatım olmuyor.

Halbuki şu cacık gündemde ben sizin yazdıklarımı okuyup, gülümseme ihtimalinizi çok seviyorum.

Bu ara bir de maraton konusu var biliyorsunuz.

Sadece 1 hafta kaldı ve ben fena halde formsuzum. Yumurtacı kişiliğim yine iş başında. Dün akşam başladım. Bakalım devam ettirebilecek miyim?

İşte şu şekil.

Şimdi ben sizin, bunları okuduktan sonra hemen bankanıza girip EFT/havale yapma ihtimalinizi seviyorum.

Tabi hala yapmadıysanız.

İşte bir kez daha bilgiler:

Banka: Türkiye İŞ Bankası Acıbadem Şubesi
IBAN: TR18 0006 4000 0011 0850 7592 34
Alıcı: Sevgi Mağazası Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği

SEVGİ’mizi Kendi Yerimizde Paylaşmak İçin Koşuyoruz


Hani şöyle senaryolar vardır. Mesleğinin doruğundaki polisin, doktorun, aşçının başına meş’um bir şey gelir o da bir daha mesleğini yapmamaya and içer. ta ki, onu bu yemininden caydıracak bir olay başına gelene dek! Hah işte şu an o senaryonun tam ortasındaydım. Ortaokulda lisede felaket bir atlettim. Arkadaşlarım bana “rüzgarın kızı” derlerdi (oooh salla yalandan kimse ölmüyor bu memlekette), bir start çizgisinde bir de finişte görebilirlerdi beni. O kadar hızlıydım yani Civa gibiydim. Bir Elvan, bir Süreyya olmam işten bile değildi. Sonra biri geldi bir laf etti. İşte o gün önümde “koşarak” açılabilecek tüm kapılar kapandı. Değil koşmak, sporun hiç bir türüne yan gözle dahi bakmadım…

Ta ki, kocaman yürekli Sacit Bey 16 Kasım’da “Hadi siz de koşun” diyene kadar. Öyle 50 kişinin araya girmesi filan gerekmedi yani.
“E ben koşamam ki”.
“Siz de yorulduğunuzda yürürsünüz. Önemli olan yarışı tamamlamak. Derece değil ki! Bir de tabi Sevgi Mağazası’na destek olmak”

Sacit Bey Sevgi Mağazası’na gönül verenlerden. Kendisiyle “İmza Ben” zamanında tanışmıştık. Görmüyor, ama bir çok görenden daha çok katma değeri var bu hayata. sevgi SEVGİ MAĞAZASI’nı ise belki duydunuz belki duymadınız. Burada (tık) daha detaylı bilgiyi de bulabilirsiniz.  Kendi sözleriyle şöyle anlatıyorlar Sevgi Mağazası’nı ve koşunun amacını:

Toplumsal dayanışma ve paylaşmaya herkesi davet eden, ihtiyaç sahibi ailelere, öğrencilere, sokakta kalanlara belli zaman aralıklarında kıyafet, eğitim malzemesi, kitap ve oyuncak dağıtan SEVGİ MAĞAZASI’ na bir yer satın alabilmek için senin desteğinle bağış toplamak üzere koşacağız.
Böylece ülkemizin her yerindeki köy okullarına ve bu köylerde yaşayan büyük küçük herkese yardım gönderen, yardımlarıyla onbinlerce  aileye dokunan SEVGİ MAĞAZASI’ nın faaliyetlerine kendi yerinde güven ile devam edebilmesi için bağış  toplayacağız.
Toplumumuzda son günlerde sorgulanmakta olan Sevgi, Hoşgörü ve Paylaşmanın güçlenmesi için çalışan SEVGİ MAĞAZASI’ na sen de gel ve toplumsal kaynaşmaya destek ol, faaliyetlerine katıl, sen de paylaş. Elbette senin de paylaşabileceğin bir şey vardır.
Paylaşmanın yüceliğini bilen hayırseverlerin desteği ile ayakta duran SEVGİ MAĞAZASI’ nın faaliyetlerine kendi yerinde devam edebilmesi için küçükte olsa katkıda bulun…
Seni  SEVGİ MAĞAZASI’nın kendi yerini alma” projesini desteklemeye ve bizimle aynı düşü paylaşmaya çağırıyoruz…
Hiçbir şubesi olmayan Sevgi Mağazası Yard. ve Day. Derneği’ni desteklemek demek toplumsal  kaynaşmaya ışık tutmak demektir…”

Oturduğunuz yerden bu güzel çabaya destek için hadi pamuk eller klavyeye. Az çok demeden aşağıdaki hesap numarasına gönlünüzden kopan bağışı yapın. açıklama kısmına önce benim adımın baş harflerimi (EA)  sonra da kendi adınızı yazarsanız, size teşekkür sertifikanızı ulaştırmam kolay olur.

Banka: Türkiye İŞ Bankası Acıbadem Şubesi
IBAN: TR18 0006 4000  0011 0850 7592 34
Alıcı: Sevgi Mağazası Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği

Ben kendi adıma sürünsem de, canım da çıksa tüm bu kondüsyonsuzuluğuma rağmen 15km’yi tamamlayacağıma söz veriyorum. Desteğinizi bekliyorum, bekliyoruz. Şimdiden her birinize teşekkürler…

Bir Öğretmenin Söylemiş Olduğuna İnanamadığım Cümleler!


4152737

“N’oldu, paranız mı kalmadı da annen baban devlet okuluna göndermek zorunda kaldı?”

“Anlamadınız mı? Diğer şubeye anlattım. Onlardan öğrenirsiniz?”

“Sus be. Seni mi dinleyeceğim?”

“Burada olan, burada kalır. Yoksa hepinize eksi veririm.”

“Bu dövmek değil, ben sevdiğim için hafifçe kafanızı sallıyorum.”

“O parmağını kırarım.”

” Bıktım sizden. Şimdi müdüre söyleyeceğim, okuldan atsınlar.”

“Hepiniz işe yaramazsınız.”

“Bana göre hava hoş, gelir gider maaşımı alırım.”

————————————————————————————————–

Araştırmalara göre, ne okul, ne sosyal tesisler, ne ortam… Çocuğun kişilik gelişiminde, akademik bilgisinde  en önemli, en önemli şeyin “ÖĞRETMEN” olduğunu biliyor muydunuz? Şimdi yukarıdaki cümleler daha da canınızı acıttı mı?

Varsa sizin de tecrübelerinizi duymak isterim….

9 Adımda Nasıl Yaptığınız İşin “En İyisi” Olursunuz?


Şimdi sanki kendim hayatı yalamış yutmuş, gidip de dönmüş gibi size bilmiş bilmiş altın değerinde öğütler vereceğim. Biliyorsunuz “İsterseniz çöpçü olun, en iyisi olun” gibi sözler çok moda şu sıralarda. Ne olursak olalım, nasıl en iyisi olacağız işte adım adım anlatıyorum:

 

köylü ekrem

1- Kalbinizin sesini dinleyin. Mecbur olduğunuz değil, sevdiğiniz işi yapın. Böylece iş yapıyor gibi de hissetmezsiniz.

 

aşırı meşhur pilavcı

aşırı meşhur pilavcı

 

 

 

2- Neyi seçerseniz seçin, alçakgönüllülüğü bırakıp o konuda kendinize tamamiyle güvenin

 

 

 

 

Çakma Ronaldo

Çakma Ronaldo

 

 

3- Elbette karşınıza engeller çıkacak, bazen şartlarınız yetersiz olacak. Olmayana değil, olana odaklanın. Olmuyorsa da….bir şekilde oldurmanın yolunu bulun.

 

 

 

 

işleri büyüttüm dostum

işleri büyüttüm dostum

 

 

4- Nereden geldiğinizi unutmayın. Bu hedefinize doğru ilerlerken şevk ışığınız olacaktır.

 

 

 

 

hedef küçült

 

5- Küçük hedefler koyup adım adım ilerleyin. Kendinize bir anda çok yüklenmeyin.

rakı

 

6- Minik başarılar için bile kendinizi ödüllendirmeyi ihmal etmeyin.

 

 

 

pes

 

7- Kolay pes etmeyin. Hedefinize kararlı adımlarla ilerleyin. Olmuyorsa farklı yollar deneyin.

 

 

 

 

hata

 

8- Hatalarınızdan ders alın.

 

 

 

 

 

yardım

9- Gerekirse yardım almaktan çekinmeyin.

 

 

 

 

 

Ne dudak büküyosun yav? Boğucu gündemde accık gevşe diye yazdım. Beğenmediysen okuma kardeşim. Hadi git twitter oku da gör anyayı konyayı.

 

Gösteri aşağı, Gösteri yukarı


Bir ayı aşkındır bi gösteridir gidiyor: “Gösteriye hazırlanıyoruz.” “Gösteri provamız var.” “Bu saçla mı çıkayım gösteriye!” Okuldakilerden, kurstakilerden bahsetmiyorum. Onlar oldu, bitti. Bu tamamen sitemizdeki çocukların kendi çabalarıyla hazırladıkları bir şey.

Dün misafirliğe gidecektik, Ela’da göz yaşları sel oldu: “Yarın gösterimiz var.  Akış almamız* lazım. Daha hazır değiliz. Rezil mi olalım?” Baktık onun için çok önemli, evde bırakıp biz gittik. Gece geç saatte geldiğimizde bizim apartmanın girişine şu ilan asılmıştı:

gösteri duyurusu

 

“Herhalde” dedim, “çocuklardan birinin annesi işe el attı. İlan hazırladı. tüh bana çocuk çırpındı durdu. Hiç oralı olmadım. Sağ olsun biri ilgilenmiş.” Bu arada gösteri vardı da, bir de kermes çıkmış, Lösev çıkmış. Hadi hayırlısı.

Yattık, kalktık. Sabah güvenlikten bir telefon: Kızım ve alt komşunun kızı, kamera kayıtlarında ilanları asarken görüntülenmiş. İzinsiz olduğu için ve para toplama filan olduğu için müdüriyet görevli güvenlikten savunma istemiş. Konuyla ilgili bilgim var mıymış?

O an evde bulunan ve heyecan içinde prova yapan beş kız bana döndü, konuşmalarımdan bi terslik olduğunu anlamışlardı.Ahizeyi kapatıp, ilanları sordum,  bizimki yapmış (vallahi hem ifade hem de dizayn açısından 10 yaşa göre gayet takdir edilesi bence), hep birlikte asmışlar. 5’i birden hep bir ağızdan bir şeyler anlatıyorlar. Güvenlikten izin aldıklarına dair şaibeli ifadeler var. Neyse güvenlik arayıp, durumu yönetim kurulu başkanına izah etmemi istedi.

Aradım, anlattım. Başkan kahkahalar içinde, beşi karşımda ağlaşıyor. Biri “bizi siteden mi atacaklar”, diğeri “güvenlik ağbiyi işten mi atacaklar?”, bir diğeri “Esra Teyze ver ben konuşayım” ve ötekisi: “Lösevi beğenmediyse Somaya da bağışlayabiliriz.”, ötüşüp duruyorlar. Başkan dedi ki “Çok güzel bir girişim. izinli ilerleseymiş daha iyiymiş,  ama olsun. Sorun yok. İsterseniz verin telefona, kızları biraz korkutayım!” “Yok yok” dedim “zaten yeterince stres oldular.”

Sonrası…. Site yönetiminden de destek çıktılar ya, masa filan göndermişler kermes için. Duyuru dün akşam yapıldığı için, mahşeri bir kalabalık yoktu ama hep gayet iyi para toplandı hem de gösteriler alkış aldı. Bir ara akrobasi şovu gibi, her köşeden bir parende atan çocuk vardı vallahi. Hep bir ağızdan babalar gününü kutlayarak gösteriyi bitirdiler.

Ne yalan söyleyeyim, gurur duydum hepsiyle. Düşünmeleriyle, üretmeleriyle, yoktan var etmeleriyle. Kalpleri gibi güzel günler yaşamaları dileğiyle…Tüm çocukların.

 

* Akış almak, bir tiyatro terimiymiş. Baştan sona tüm gösteriyi prova etmek demekmiş. 

Varan 2


Kocam öğle yemeğinde buluşalım dedi a dostlar. Uçarak gittim. Tam buluşacağımız AVM’nin otoparkına girdim, zırr telefon. Eski bir dost. E haliyle uzun bir konuşma olacak. Ben yerin altına doğru ilerlerken kesilir sandım ama, cık kesintisiz konuşabildik. (Acaba telefon operatörüm hangisi?)

Park ettim, arabadan indim. Laflamaya devam ederek, bir iki adım gitmiştim ki geçen haftaki musibet aklıma geldi. Geri dönüp renge ve numaraya baktım. Aklıma yazdım.

Güvenlik kontrolünden bin bir tantana geçip içeriye girdim. O sırada elim çantama gitti. Aaaa telefonu unutmuşum. Geri çıktım, otopark içinde aklıma yazdığım numaraya doğru yürüdüm. Arabayı açtım, içinde telefonu aradım. Yok. Nerede olabilir, nerede olabilir…

Evet dikkatli okuyucular anladılar.

Tabi ki avcumun içinde, kulağıma yapışmış şekilde.

Fena halde bir beyin formatına ihtiyacım var. Sözün özü.

Mühendislere sesleniyorum…


…ıslık çalınca yanında bitiveren araba yapın. Taaa kovboy Amerikasında bunun at versiyonu varmış, ne yani bi adım öteye gidemedik mi o günlerden? Gerçi bizden bilim adamı çıkmaz, anca ara eleman da belki ecnebi mühendisler el atar konuya. Bak telefon aplikasyonu çıkmış. Telefonu nereye koydu unutanlar için, “ay bi çaldırsana benim telefonu” muhabbeti sona ermiş. Uygulamayı indiriyorsun, önceden anahtar olarak belirlediğin kelimeyi çığırınca, telefon sana bulunduğu yerden cevap veriyor. Büyük hizmet vallaha.

Sabahları Ayça Şen dinliyorum. Ağır gündemde biraz nefes oluyor. Geçen günkü programında arabayı park ettiği yere dikkat etmeyip, saatlerce aradığından bahsetti. Carrefour’a gitmiş, içeriye girerken akıl iki karış havada hiiç dikkat etmemiş park ettiği yere. Çıkınca dank etmiş, aramış taramış bulamamış. Taksi tutup aramış. Tatlı tatlı anlattı böyle. Ben de güldüm. “Hahaa dalgına bak” filan dedim içimden.

Bundan tam bir gün sonra, “gülme komşuna gelir başına” temalı ilahi düzen tıkır tıkır işledi. Arkadaşımla Carrefour’a uğradık bir şey almak için. İnerken kahkah kihkih, hiç dikkat etmemişim nereye park ettiğime. Yapacağımızı yaptık, tam çıkacağız, “Aaaaa nereye koydum ben arabayı?” diye vahiy indi, başımdan aşağı boşalan kaynar sularla beraber. Sen misin elalemle “dalgın ayol nolcek?” diye dalga geçen?

park

İçimden  “ister misin sen de taksi tutmak zorunda kal?” cümlesi alt yazı geçiyor. Ama neyse ki Allah’ın sevgili kuluyum, dolaştığım 3. koridorda buldum arabayı.

Satırlarıma son verirken, bilmiş bilmiş bir “anafikir” yazmayacağım buraya. Başıma geliyor sonra.